İSTANBUL VE DEPREM GERÇEĞİ

 İstanbul’un sessiz tehdidi: Marmara fayının gizli tehlikeleri

Marmara Denizi’nin altından geçen Kuzey Anadolu Fayı’nın batı segmentleri uzun süredir kırılmadı. Uzmanlara göre bu durum, İstanbul için yıkıcı sonuçlar doğurabilecek büyük bir depremin habercisi olabilir.

Marmara Denizi’nin altında uzanan Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun kuzey kolu, İstanbul’un en büyük sismik tehdidini oluşturmaktadır. Bu fay, 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinden sonra batıya doğru enerji transferine uğramış ve Marmara segmentleri üzerinde ciddi bir gerilim birikimine neden olmuştur. Özellikle Adalar ve Kumburgaz segmentleri, tarihsel olarak uzun süredir kırılmamış olması sebebiyle yüksek deprem potansiyeline sahiptir.

Yapılan paleosismolojik ve deniz tabanı araştırmaları, bu segmentlerde 250–300 yıldır önemli bir deprem gerçekleşmediğini, bu nedenle 7.2–7.6 büyüklüğünde bir sarsıntının olası olduğunu göstermektedir. Bu büyüklükteki bir olayda, Boğaz çevresi ve özellikle Avrupa yakasının güney kesimlerinde (Avcılar, Zeytinburnu, Bakırköy) 0.5–0.7 g aralığında yatay zemin ivmeleri oluşabilir. Böyle bir enerji açığa çıkışı, yüzey dalgalarıyla birlikte uzun periyotlu salınımlara neden olacak ve özellikle yüksek katlı binalar için tehlike oluşturacaktır.

İstanbul’un karşı karşıya olduğu riskin temel özelliği, bu enerjinin ne zaman boşalacağının bilinmemesidir. Bu durum, kenti yalnızca sismik olarak değil, sosyoekonomik açıdan da sürekli bir “belirsizlik baskısı” altında tutmaktadır. Dolayısıyla Marmara fayı, yalnızca bir jeolojik oluşum değil, aynı zamanda kent güvenliği politikalarının merkezinde yer alan bir risk yönetimi problemidir.

Risk Haritası ve Muhtemel Etkiler:
Uzmanlara göre 7.2–7.6 büyüklüğündeki bir sarsıntı, başta Avcılar, Zeytinburnu ve Bakırköy olmak üzere Avrupa yakasının güney hattında 0.5–0.7 g aralığında zemin ivmesine yol açabilir. Bu durum, özellikle yüksek katlı binalarda uzun periyotlu salınımlarla ağır yapısal hasar yaratabilir.

Tarihsel ve paleosismolojik veriler, Marmara segmentlerinde 250–300 yıldır büyük bir deprem meydana gelmediğini gösteriyor. Bilim insanları, depremin zamanının tahmin edilememesinin İstanbul’u yalnızca sismik değil, sosyoekonomik açıdan da “belirsizlik baskısı” altında bıraktığını belirtiyor.

Marmara Denizi’nin altından geçen Kuzey Anadolu Fayı, 1999 Gölcük depreminin doğusunda kırıldı ama batısındaki “Marmara segmenti” henüz kırılmadı. Bu, “sessiz tehlike” olarak tanımlanıyor çünkü yüzeyde görünür bir fay hattı yok, ama deniz altındaki stres birikimi yüksek. Uzmanlar, özellikle Silivri–Tuzla hattı boyunca fayın 7.0–7.5 büyüklüğünde bir deprem üretme potansiyeli bulunduğunu söylüyor. Fayın bazı bölümleri “sürünme” (creep) hareketi yaparken diğer bölümleri kilitli durumda — bu da enerjinin birikmesine neden oluyor.

Tehlike: İstanbul’un 15 milyon nüfusuna çok yakın, sığ bir fay olması.

Sonuç: Deprem çok büyük enerji açığa çıkarırsa, sarsıntı süresi uzun olacak ve ağır yapısal hasara yol açabilir.

Bilimsel Durum: Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve TÜBİTAK Marmara araştırmaları, fayın stres dağılımını sürekli izliyor.

İstanbul’un sismik kırılganlığı büyük ölçüde zemin yapısından kaynaklanmaktadır. Şehrin jeoteknik haritası incelendiğinde, Avcılar, Küçükçekmece, Zeytinburnu, Haliç çevresi ve Maltepe sahil kuşağı gibi bölgelerin kalın alüvyon tabakalar üzerinde bulunduğu görülmektedir. Bu zeminler, düşük kesme dalgası hızına (Vs < 200 m/s) sahip olduklarından, deprem dalgalarını büyüterek rezonans etkisi yaratırlar.


Yapılan analizler, bu bölgelerde zemin büyütme katsayısının kaya zeminlere göre iki katına kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bu durum, aynı depremde farklı mahallelerde birbirinden çok farklı hasar düzeylerinin oluşmasının temel nedenidir. Örneğin, 1999 depreminde Avcılar’daki ağır yıkımların büyük kısmı, zeminin yumuşak karakterinden kaynaklanmıştır.

Bu nedenle yapı güvenliğini belirleyen yalnızca malzeme kalitesi veya yönetmelik uyumu değildir; asıl belirleyici faktör, yapının oturduğu zeminin dinamik özellikleridir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018), bu farkı dikkate alarak zemin sınıflarına göre tasarım spektrumlarını farklılaştırmıştır; ancak uygulamada bu parametrelerin yeterince dikkate alınmadığı durumlar hâlen yaygındır.

Uzmanlar, Marmara Fayı’nın yalnızca jeolojik bir oluşum değil, aynı zamanda Türkiye’nin en önemli risk yönetimi konusu olduğuna dikkat çekiyor.





İstanbul’un farkında olmadığı riskler: Zeminin altındaki tehlike

Uzmanlara göre İstanbul’un birçok bölgesinde deprem hasarını artıran en kritik unsur fay hattı değil, zeminin yapısı. Özellikle alüvyon ve dolgu alanlar sismik etkileri iki kata kadar büyütebiliyor.

İstanbul’un deprem riskini artıran temel faktörün, şehir genelinde görülen zayıf zemin yapısı olduğu belirtiliyor. Jeoteknik haritalara göre Avcılar, Küçükçekmece, Zeytinburnu, Haliç çevresi ve Maltepe sahil kuşağı, deprem dalgalarını büyüterek rezonans etkisi oluşturan kalın alüvyon tabakalar üzerinde yer alıyor.

Uzmanlar, bu bölgelerde kesme dalgası hızının 200 m/s’nin altında olması nedeniyle deprem şiddetinin aynı büyüklükteki depremlerde bile daha yüksek hissedilebildiğini ifade ediyor. Yapılan analizler, söz konusu zeminlerde büyütme katsayısının kaya zeminlere göre iki katına çıkabildiğini ortaya koyuyor.

Bu durumun en çarpıcı örneği, 1999 Gölcük Depremi sırasında Avcılar’da yaşanan ağır yıkımlar oldu. Uzmanlara göre hasarın büyük kısmı zayıf zeminden kaynaklandı.

İstanbul’un sismik kırılganlığı büyük ölçüde zemin yapısından kaynaklanmaktadır. Şehrin jeoteknik haritası incelendiğinde, Avcılar, Küçükçekmece, Zeytinburnu, Haliç çevresi ve Maltepe sahil kuşağı gibi bölgelerin kalın alüvyon tabakalar üzerinde bulunduğu görülmektedir. Bu zeminler, düşük kesme dalgası hızına (Vs < 200 m/s) sahip olduklarından, deprem dalgalarını büyüterek rezonans etkisi yaratırlar.

Yapılan analizler, bu bölgelerde zemin büyütme katsayısının kaya zeminlere göre iki katına kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bu durum, aynı depremde farklı mahallelerde birbirinden çok farklı hasar düzeylerinin oluşmasının temel nedenidir. Örneğin, 1999 depreminde Avcılar’daki ağır yıkımların büyük kısmı, zeminin yumuşak karakterinden kaynaklanmıştır.

Bu nedenle yapı güvenliğini belirleyen yalnızca malzeme kalitesi veya yönetmelik uyumu değildir; asıl belirleyici faktör, yapının oturduğu zeminin dinamik özellikleridir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018), bu farkı dikkate alarak zemin sınıflarına göre tasarım spektrumlarını farklılaştırmıştır; ancak uygulamada bu parametrelerin yeterince dikkate alınmadığı durumlar hâlen yaygındır.

Bazı bölgelerde deprem riskini artıran faktör “fay hattı değil, zemin”dir.

Zemin Türleri: Dolgu alanlar (ör. Zeytinburnu sahili, Haliç çevresi), alüvyon zeminler (ör. Avcılar, Küçükçekmece) deprem dalgalarını büyütür, yani şiddeti artırır.

 Sıvılaşma Riski: Suya doygun gevşek zeminlerde deprem sırasında zemin sıvı gibi davranır, binalar temelden oturabilir.

 Çözüm: Mikrozonal haritalar (mikro-bölgeleme) kullanılarak her semtin yapılaşma kararı yeniden gözden geçirilmeli. Bu haritalar, mühendislerin bina temeli tasarımını doğrudan etkiler.

Sıvılaşma ve Dolgu Alanlar Uyarısı:
Suya doygun gevşek zeminlerde deprem sırasında zemin sıvı gibi davranarak yapıların temelden oturmasına neden olabiliyor. Dolgu alanlar olarak bilinen Zeytinburnu sahili ve Haliç çevresi bu açıdan en yüksek risk bölgesini oluşturuyor.

Risk Yönetimi ve Uygulama Sorunları:
Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY-2018), zeminin dinamik özelliklerini göz önünde bulundurarak tasarım parametrelerini bölgelere göre farklılaştırıyor. Ancak uzmanlar, uygulamada bu kriterlerin yeterince dikkate alınmadığını, bazı bölgelerin mevcut yapılaşma kararıyla büyük risk içerdiğini belirtiyor.

Şehir genelinde afet güvenliği için mikrozonal haritaların aktif olarak kullanılması ve zemin durumunun her yapı için ayrı değerlendirilmesi öneriliyor.














                                   KAYNAK:  Dr. Öğr. Üyesi Mehdi ÖZTÜRK
                              
                            NOT:  Sonraki haftalarda  değerli konuğum olan 
                            YOSHİNORİ MORİWAKİ anlatımları ile devam edeceğim











































































































































































































































































































































































































































































































Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul ve Deprem Gerçeği

İstanbul’un farkında olmadığı riskler: Zeminin altındaki tehlike