İstanbul’un farkında olmadığı riskler: Zeminin altındaki tehlike

 İstanbul'un görünmez düşmanı: Uzmanlar uyarıyor, asıl risk zeminin altında


Fay hattı kadar tehlikeli zemin yapısı: Avcılar'dan Zeytinburnu'na kritik bölgelerde deprem şiddeti iki kat artabilir. 1999'daki yıkımın ardındaki gerçek: Alüvyon ve dolgu zeminde yükselen risk

 

İstanbul'da beklenen büyük depremin olası etkilerini belirleyen en kritik unsurun, fay hattı mesafesinden çok, üzerinde yaşadığımız zeminin yapısı olduğu ortaya çıktı. Dr. Öğr. Üyesi Mehdi ÖZTÜRK, şehrin önemli bir kısmının, deprem dalgalarını iki kata kadar büyütebilen alüvyon ve dolgu zeminler üzerinde kurulduğuna dikkat çekiyor. Özellikle Avcılar, Küçükçekmece, Zeytinburnu, Haliç çevresi ve Maltepe sahil kuşağı, zemin kaynaklı "rezonans" etkisiyle en riskli bölgeler olarak öne çıkıyor.

 

Jeoteknik haritalar, söz konusu bölgelerde zeminin çok yumuşak karakterde olduğunu ve kesme dalgası hızının saniyede 200 metrenin altına düştüğünü gösteriyor. Bu durum, aynı büyüklükteki bir depremde, kaya zemine göre çok daha şiddetli sarsıntı hissedilmesine ve yapıların çok daha fazla hasar görmesine neden oluyor.



"1999'da avcılar'da yaşanan yıkımın ana nedeni zemin"

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Jeofizik Yüksek Mühendisi Dr. Öğr. Üyesi Mehdi ÖZTÜRK, "İstanbul'un sismik kırılganlığını artıran temel faktör zemin yapısıdır. 1999 Gölcük Depremi'nde Avcılar'da meydana gelen ağır yıkımların ve can kayıplarının ardında, bölgenin kalın alüvyon tabakası üzerinde kurulu olması yatıyor. Zemin, deprem enerjisini adeta bir amplifikatör gibi büyüttü" dedi.







Sıvılaşma riski: binalar toprağa gömülebilir

Risk sadece sarsıntının büyümesiyle sınırlı değil. Dr. ÖZTÜRK, suya doygun gevşek zeminlerde ve dolgu alanlarda (Zeytinburnu sahili, Haliç çevresi) "sıvılaşma" tehlikesine işaret etti: "Bu tür zeminlerde, şiddetli sarsıntı anında taneler arası boşluk suyunun basıncı artar, zemin taşıma gücünü kaybederek adeta sıvı gibi davranır. Bu da binaların devrilmeden, temelden kayarak veya gömülerek büyük hasar almasına yol açar."


Mevcut yönetmeliğe rağmen uygulama eksikliği

Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nin (TBDY-2018) zemin sınıflarına göre farklı tasarım kuralları getirdiğini hatırlatan ÖZTÜRK, ancak uygulamada sorunlar yaşandığını vurguladı: "Yönetmelik zemin etkisini dikkate alıyor, fakat sahada bu parametreler yeterince titizlikle ele alınmıyor. Her semt, hatta her parsel için ayrıntılı zemin etüdü ve mikro-bölgeleme (mikrozonal) haritaları şart. Bu haritalar olmadan, hangi tür yapılaşmaya izin verileceği, bina temellerinin nasıl tasarlanacağı bilimsel bir temele oturmuyor."

 

Dr. Öğr. Üyesi Mehdi ÖZTÜRK, İstanbul'un deprem riski değerlendirilirken artık fay hatları kadar, hatta daha fazla, zemin koşullarının mercek altına alınması gerektiği konusunda hemfikir. Mevcut yapı stoğunun güçlendirilmesi ve yeni yapılaşma kararlarında, jeolojik ve jeoteknik verilere dayalı "mikro-bölgeleme" çalışmalarının acilen hayata geçirilmesi hayati önem taşıyor. Aksi takdirde, zeminin büyütücü etkisi, beklenen depremin yıkıcı sonuçlarını tahmin edilenden çok daha fazla artırabilir, açıklamalarında bulundu.






                



                   

                


                     Değerli Saygıdeğer Muhterem Konuğum, 


                    Dr. Öğr. Üyesi Mehdi ÖZTÜRK

              Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği – Öğretim Üyesi





Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul ve Deprem Gerçeği

İSTANBUL VE DEPREM GERÇEĞİ